DRAMI OLAN RESSAMLAR
PAUL CEZANNE
İlk çalışmaları romantik olup renkleri kara ve griler içindedir. Özellikle Pisarro ve diğer empresyonist arkadaşlarının etkisiyle, empresyonist akımın renklerini inceler. Zamanla resimleri biraz daha renklenir. Blog etkili evleri, ağaçları, empresyonistlerden daha o zamanlardan itibaren ayrılır. Henüz fırça darbeleri küçük, renkleri dağınık ve kalın boya hamuru halindedir. Manet'nin birkaç yıl önce Guillemet'ye söylediği: " Böyle kirli bir resmi nasıl sevebilirsin." sözünü haklı çıkaracak kirlilik artık resimlerinde yoktur. Naturmortlar, karısının portreleri, banyo yapan kadınlar yeni bir gelişimi gösterir. Ciddi bir tablo düzeni kurma peşindedir. Geometrik bir tablo yüzeyi inşaası, artık eserlerinde görünür. İnatla eserinin her noktasını bir bütün etrafında toplar. İlk eserlerindeki o romantik hava artık görünmez. Portrelerinde hiçbir duygu yoktur. Katı, yapısal düzenle, kuru bir anlatım, anıtsal bir resme götürür.Nesnelerin oylumsal formlarını, renklerle ifade etmek ister. Yüzeyleri bir renk dokusu ile vermek amacını güder. Renklerinde çok saf değerlere kadar gider. Fakat bağıran, düzeni bozan hiçbir renk yoktur.
1885-1895 arası onun en olgun dönemi olur. Geometrik kuruluş, koni, silindir, küre gibi geometrik biçimlere dönüştürme fikri bir parça daha gelişmiştir. Bütün biçimler açıktır. Bir yüzeyin anlatımındaki sıcak soğuk renk sıralamasını bütün açıklığıyla gösterirler. Doğa öğelerinin, resim yüzeyinin düzeni için bir araç olduğunu söyler ve doğayı, sanatçının bir sözlük gibi müracat edeceği bir kitap olarak görür. Doğa unsurlarını, resmin yüzey düzeni için değiştirir. Fırça darbelerini yukardan aşağı ve yatay olarak sürer. Peyzajlarında ya da natürmortlarında uzaktaki bir dağ ile yakındaki bir ağacın renk şiddetleri arasında değişiklik yapmaz. Yukardan aşağı ve sağdan sola renkler, bir hacim etrafında toplanmaz. Hacimler parça parça ve yanyana tek tek çıkıntılı yüzeyler halindedir. Natürmortları da ilginçleşir. İlk kez siyah beyaz değerlerle yapılmış olan hacim yerine, renlerin frekanslarına, ahenkli geçişe dayanan bir hacim ilk kez tarihte yeni bir aşamada görünür.
Motif üzerine çalışan Cezanne empresyonist akımı durdurmuş, yeni bir dünya görüşü getirmişt. Kübizmin temelini atmış, Picasso ve Brague'a yeni modern dünyanın biçimleme prensiplerini veren fikirlerini açıklamıştır.
PAUL GAUGUİN
Doğanın yapısını ihmal eden Fransız Empresyonist ressamların karşısına yeni bir dünya görüşü ile çıkan Paul Gauguin kültürün ilkel kaynaklarına gitmenin gerekli olduğuna inanan sanatçıların ilkidir.
1886'da Fransa'da bir köye yerleşir. çalışmaları bir özellik kazanır. Renkleri saf değerlere ulaşır. Avrupa'dan ayrılıp ilkel toplumların bozulmamış ortamı içinde, sanatın ilkel kaynaklarından yararlanmak ister. 1887'de Monet ve Pisarro'nun izlenimci doğa görüşünü tamamen terk etmiştir. Artık kendi sentezini açıklar. Ara değerlerin olmaması, renklerin saf olarak yüzeyler halinde sürülmesi ve her renk alanının çevre çizgileri ile sınırlanması, perspektif ve hava perspektifinden kaçınılmasını gerektirir. Saf renklerin kullanılması, ara tonlara müsade ettirmez. dolayısıyla saf renkler, dekoratif yüzeysel bir çalışmaya sürükler. Bu büyük sadeleştirme, sanatçıyı doğa karşısında kendi iç dünyasına götürür. Paul Gauguin'in eserlerinde görülen prensiplerşunlardır: Kitle halinde basitleştirilmiş biçimler, düz boya sürme, biçimleri birbirinden katı konturlarla ayırma, gölgesiz ışık,desende ve renkte soyutlama, doğa karşısında hür hareket.
1888'de Van Gogh ile çalışırken onun sayesinde Japon baskıları ile tanışır.1889-1890 arasında "Sarı İsa","Domuz Çobanı" ve "Bretagne'nın Genç Kızları" adlı eserlerini boyar.Martinigue Adaları'ndan döndükten sonra sekiz ressam ile birlikte Pant-Aven Okulu'nu açarlar. 1897 'de ölümsüz eserlerini verir:""Sarı İsa","Domuz Çobanı" ve "Bretagne'nın Genç Kızları". Gauguin'in Pasifik adalarının yerlileri arasında aradığı şey, pitoresk , yabancı bir tarz ya da ucuz bir acayiplik değildir. Eserlerinde bu özelliklerin yerine ilkel saflığı, kendi benliğini unutma ile sanatın sağlamlığını ve evrenselliğini, esinin ilkel kaynaklarını aradı. Sanatın ilkel kaynaklarında Batı resmini yenileyecek yeni unsurlar bulacağını ümit ediyordu. Figürlerindeki heyecansızlık, çehrelerindeki katılık ve ciddiyet ile arkaik, primitif sanata yöneliyordu. Eseri eski Girit ve Mısır sanatlarına akraba olmuştur. Kompozisyonlarına anıtsal bir çehre verebilmek için , ışık ve gölge ile modle etmekten çekindi. Kademeli ton değerleri sıralamaktan, çizgi perspektifinden, kademeli yüzeylerden ve diğer yardımcı unsurlardan kendini uzak tuttu. Figür anlatımında rölyefi, şehvet duygusunu resmi için değerli görmedi. Paris'te herkes eski usulleri, örneğin silik çizgileri, kalın ya da yalama boyama hamurunukullandığı sırada, o, yoğunlaştırılmış biçimleri, yeni bir kompozisyonu ele aldı.Bu klasik kompozisyon anlayışından tamamen ayrılmak demekti. İlk kez onun heykel ve resimleri, ilkel kavimlerin totem ve putlarının zevkine varılmasını sağladı.
Onun için görüntü dünyası değil, iç dünyası önemli olmuştur ve yine görüntü dünyası ona bilimsel bir analiz için maleme değil, sanatı için çıkış noktası olmuştur.Zamanla eserlerinde hertürlü gerçekçiliğe son veren sanatçı renkleri artık bir derinlik anlatımı için, yüzeysel bir anlatım için kullanıyordu. Modle yoktu. Renkler objelerin renkleri değildi. Yalnız nesneleri belli eden çevere çizgileri vardı. Oylum duygusu, hava perspektifi denilen renklerin yan yana yarattıkları derinlik ilede belli edilmiyordu. Resmi eski Mısırlıların freskleri gibi yüzeyde bir anlatıma doğru götürüyordu. Onun resimlerine yakın anlatımları biz Ortaçağ ile halk sanatının resimlerinde bulabiliyoruz. Gerçekten o, halk sanatını ilk kez taktir eden bir sanatçı olmuştur.
VINCENT VAN GOGH
1885-1890 yılları arasında sadece beş yıl çalışma olanağı bulmuş olan Vincent Van Gogh tablo ticareti yapan amcaları sayesinde Haag'daki galeriye genç yaşta çırak olarak girer. Daha sonra Paris'teki Groupil'in galerisine gider. 20 yaşında aynı galerinin Londra'daki şubesinde çalışırken galeri sahibinin kızına aşık olur. Teklifinin geri çevrilmesi üzerine ruhsal durumu alt üst olur. Oldukça sinirli ve dengesiz bir ruh haline sahip olan Van Gogh bir süre incil vaizi olarak görev yapar. Ruh hali ve sağlığı her geçen gün kötüye gider ve yemeden içmeden kesilerek çalışamıyacak duruma gelir. Aylarca süren karanlık bir hayattan sonra ailesinin yanna döner ve amatör olarak çiçek resimleri yapar. Din ile sanat arasında bir tercih yapar. Nihayet Brüksel'de Millet Müzesine gider. "Papuçlar","Yer Elması Yiyenler" adlı resimleri bu sıralarda ortaya çıkar. Bu kara renkli çalışmalar zamanla parlak , alev alev yanan renklere dönüşür. 1885'de babası ölür. Kardeşi Theo ona her ay bir mikter para gönderir. Rubens'in resimlerini keşfeder. Japon ağaç baskı resimlerinden etkilenir.Empresyonist ressamlarla ilgilenir. Müthiş bir ihtirasla kendini resme verir. Renkleri birden açılmaya aydınlanmaya başlar.Neo-Empresyonistlerin noktalama tekniğini benimser.Tanguy Baba'nın portresini bu sırada boyar. Japonların tuş resminden etkilenir. Paris'te 20 ay içinde 200 resim yapar. Parisli ressamlardan herşeyi öğrenen Van Gogh Arles'e yerleşir. Fırça ile isabetle boyar ve çizer. Boyayı taptaze sürer. Artık kendi tekniğini bulmuştur. Noktacılar gibi renk lekelerini parçalamaktan vazgeçer.Boyasını çizer gibi sürer.Çoğunlukla bir tek konuda birden fazla çalışma yapar.Emil Bernard'a "Desende esas olanı yakalamaya çalışıyorum" der.Çizgiyle sınır yüzeyleri, saf lokal renklerle boyadığını da belirtir.
Bu sırada hiç resim satamayınca mali durumu bozulur,krizler içinde yaşar ve ölüm korkusuna kapılır.Bu ruh hali resimlerine de yansır ve içinde alev alev yanan ateş tablolarında yanan turunculara,krom sarılara dönüşür.1888 Eylülünde beraberçalışmak için Gauguin'i çağırır fakat sonra bozuşurlar. Birgün Gauguin'i takip ederken farkedilince sinirlenir ve kendi kulağını keser. kaldırıldığı hastanede kendi kesik kulaklı resmini çizer. İçinde çember çember ışıklı güneşlerin bulunduğu manzaralar,alev alev göğe yükselen serviler,zeytin ağaçları,yanan dağların etkisindeki resimleri hep bu sıralarda doğar.Emil Bernard'a yazdığı mektuplarda renk üzerine edindiği gözlemlerden bahseder.Röprodüksiyonlardan Rembrant'ı, Delacroix
'yı, Daumier'i, Millet'i kopya eder. Bu eserler kopya değil daha çok Van Gogh yorumları gibidir. Fırça tuşları ve renkleri Rembrant'ın değil Van Gogh'un dur.
Sinir durumu tamamen bozulan Van Gogh bir gün kavga avlamak bahanesiyle aldığı bir tabanca ile kendini öldürür (1890).
Van Gogh'un eserlerini bir delinin eserleri olarak görmek yanlıştır.Tamamen bilinçli bir kişinin , kendini çıkmazdan kurtarmaya çalışan bir sanatçının eserleridir. Eserleri çağımız sanatının esaslarını hazırlamıştır. Çizgilerinde ve fırça tuşlarında tashih yapmıyordu. İsabetle arka arkaya fırçası ile yazmaya devam ediyordu.Picasso'nun "ben aramıyorum buluyorum" sözü onun için söylenmiş gibidir.
Van Gogh rengi derinlik için değil, çizgi ve ifade öğesi olarak kullanıyordu. Bu nedenle eserlerinde hacim değil çizgi unsurları egemen oluyordu. Ayrıca Van Gogh'un renkleri de doğa biçimlerini gerçekçi olarak saptamak için kullanılmamıştır. Renk ekorları uyumdan çok bağırıcıdır. "Ben insan ihtiraslarının korkunçluğunu kırmızı ve yeşillerle ifade etmek istedim" diyordu. Fakat bununla birlikte o biçimci olarak kalmıştır. Bu biçim ondan önceki ressamların hiç birinin ele almadığı bir biçimdir. Bu biçim ona hiç kimseden miras kalmamıştır.
0 yorum yazilmistir - Sonraki »